Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Hüzeyfe FINDIK
Hüzeyfe FINDIK
10 Mayıs 2019 Cuma 14:05
Din Anlayışında Farklılıklarımız

Ben bir İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Bu eğitimi yedi yıl süresince aldım. Akabinde beş yılda İlahiyat Fakültesinde okudum. Malum üzere bu iki eğitim kurumunun da müfredatı dini ilimler ağırlıklı. Bunun yanında ders öğretmenlerinin bu alanda eğitimli olması, bazı öğrencilerin İslami vakıf ve derneklere gitmesi ve ailelerinde genel anlamda dini konularda hassasiyetlerinin olması nedeniyle, kapsamlı bir din eğitimiyle muhatap olan bir nesil olarak yetiştik. Günümüzde bu okula giden gençlerimiz de aynı şekilde bir eğitim ve öğretimle kimlik ve gelecek inşasına tabi oluyorlar.

 

Hayatımıza etki eden ve bizim yetişmemizde de önemli rolleri olan bu paydaşlardan bazen kim daha etkili oluyorsa, o yönde bizler kendimize bir yol haritası çizdik. Bazen de gençlerimiz bu paydaşların farklı dini eğitim anlayışının ortasında kalarak, ondan bundan öğrendiği farklı görüşlerin arasında bocalamak zorunda kaldılar. Bu paydaşların tercihleriyle okuyacağımız kitaplara, görüşeceğimiz insanlara, taraf olacağımız siyasi oluşumlara, şeklimize ve şemailimize bilinçsizce karar vermek zorunda kaldık.

 

Bu yetmedi evliklerimize bile müdahil olundu. Hatıra binaen gönülsüz ve kerhen şekli değişiklikler ve zoraki ibadet yapmalar, samimiyetsiz ziyaretleşmeler ve birliktelikler hayatımızın kaçınılmaz problemleri olarak hep bir yerlerde biriktirilmeye başlandı.

 

Peygamberimizin on yıl boyunca insanlara tek bir ibadet emri iletmeyip, sadece ahlaklı ve kimlikli bir insan yetiştirmeye çalışmasını ve bundan sonra ibadetlerle ilgili emirleri Allah Teâlâ’nın peyderpey göndermesini doğru anlamayarak, daha çocuklarımız gençliğe bile geçmeden ve öncelikler öğretilmeden zorla bazı dini vecibeleri onlarda görmeyi istedik.

 

En iyi Müslümanlığı en iyi insan olmada aramak gerekirken yâda başka bir ifadeyle iyi bir Müslüman olabilmek için, öncelikle iyi bir insan olunması gerektiği anlaşılmadan kendi dini anlayış ölçülerimizde dindar kişi modelleri oluşturmaya başladık. Örneğin kadındaki tesettürün tanımını ve anlamını Allah resulü kendi döneminde en doğru şekliyle uygulamışken, biz tesettürün tanımını değil, kumaşını ve şeklini ön plan çıkardık. Son dönemlerde ise tesettürü sadece başa örtülen bir türbana indirerek, onun gerçek anlamını yok ettik.

 

İnsanlar konusunda, din adına seçici  olduk ve birçoğunu ayrıştırdık ve öteledik. İnsanların zorunlu olduğu ortamlarda dahi ikili münasebetleri acımasızca eleştirdik ve insanları haksız yere kınadık, iftira attık ve yargıladık. Haremlik ve selamlık yapmıyor diye en yakın akrabalarımıza bile ziyareti kestik yâda evimize misafir etmedik. Pek çok akraba yâda komşuyla, pek çok nedenler öne sürerek iletişimi yok ettik.

 

Bir tarafta fakirliği kader kabul ettik, diğer taraftan kazandıklarıyla tamamen dünyevileşen, sözüm ona dindar ve birbirine şaşı bakan insan modellerinin ortaya çıkmasına ortam hazırladık. Bir zamanların fakir, kanaatkâr ve tevekküllü dindarlarından zaman geldi zengin, kanaatsiz ve “Ben kazandım” noktasına gelen, kendi aralarında yarışan ve kazancında hakkı olanlarla bunu paylaşamayan ve de dindarlığı da kimseye bırakmayan insan örneklerini biz çıkardık.

 

İslam’ı 24 saat 365 gün yaşanan, hayatın tamamına hükmeden, kurallar koyan ve sorumluluklar yükleyen bir din olmaktan uzaklaştırarak, yoğunlaştırılmış bir din anlayışına dönüştürdük. Bunun neticesinde ise kolay, zahmetsiz ve fırsatçı bir yaşam biçimi ortaya çıkardık. Din anlayışımızı belli gecelere, sadece Cuma ve bayram günlerine, Ramazan Ayı’na, kabir ve yatır ziyaretlerine indirerek, bize şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimize bir takım aracılarla yaklaşmaya ve isteklerde bulunmaya başladık. Cenaze evlerimiz üç günlük ve acıları paylaşma yerleri olması gerekirken, en az bir hafta süren dedikodu, sohbet ve ziyafet evlerine dönüştürdük. Bunlar yetmedi yedinci, kırkıncı gün ve seneyi-i devriyeler çıkararak, dinde varmış gibi kabullere ve zorunluluklara dönüştürerek, pek çok insanı zahmet ve meşakkate mecbur kıldık. Vesselam, yazacak o kadar çok konu var ki, tamamından burada bahsetmek zaten mümkün değil. Biz bu yazımızla sadece bir kısmını sizlere sunabildik.

 

Son söz olarak, haydi hep birlikte tekrar Allah’a, Kuran’a ve peygambere dönmeye karar verelim. Kişilerin din anlayışını, yorum ve görüşlerini İslam olarak kabul etmeyip, peygamberi İslam’ı bir din olarak anlamak için, dinin aslını bozmayan farklı görüşleri bir zenginlik olarak görüp, gereksiz tartışmaları bir tarafa bırakarak, tekrar özümüze ve aslımıza dönmek için uzlaşı arayalım.

Ramazan Ayı’nın herkese hayırlara vesile olması dileğiyle.

Bu yazı toplam 4450 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0112
Güneydoğu Haber