Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Serdar AYDIN
Serdar AYDIN
12 Eylül 2017 Salı 09:47
Radyo, Edebiyat, Müzik…

Radyoculuk “düş işçiliğidir.” Diğer (özellikle) görsel iletişim mecralarından kendini ayıran en biricik özelliği budur. Radyo size, sözle ulaşır ama düşünceye, duyguya, düşe ve rüyaya kanatlanışı çok sürmez. Çünkü kendisini şahsileştirmenize (kendinize özel kılmanıza) müsaade eder radyo. Yol arkadaşlığı boyunca usulca ve asilce eşlik eder size. Sözün büyüsünün, sesin tınısının kulağımızdan dimağımıza akmasına, fırsat verir radyo.

 

Radyo bugünün dünyasının ihtiyaçlarına cevap vermek için, sürekli evrim geçiren, kendini ürettiği yeni ve eşsiz içerikleri ile dinleyiciye “özel” kılan çabanın da adıdır. Bunu yaparken sözün bedeni sayılan edebiyat, sözün ritmi ve bestesi sayılan müzik radyonun vazgeçilmez yol arkadaşlarıdır.

 

***

 

Edebiyata gelince… Her ne kadar Moliere; “Edebiyat, yazarların meydana getirdiği bir cumhuriyettir” dese de aslında hayatın başında “söz” vardı. O yüzden İncil’in “önce söz vardı ve söz tanrıydı.” Mottosu gelip dayanır kapımıza.

 

İslam medeniyetinde söze dair bilginin, köklerine inildiğinde; “kün” (ol) emrinin yaşamın kurucu kelimesi olduğu gerçeği karşılar bizi. O yüzden mi; “Edebiyat, insan ruhunda yapılan yolculuktur.” demiştir Yazar Ahmet Ümit? Bilmiyorum. Ancak insan konuşmakla ayrılır öteki canlılardan, yazmakla da (edebiyat) kendi cinslerinden. “Edebiyat, her şeyden önce değişmekte olan dilin, en yüksek anlatım yeteneğidir.” Ezra Paund

​

Sözün ve yazının kolay anlaşılması, zor yazılmasıdır derler edebiyat için.

 

İşte o yüzden “söz işçiliğidir” edebiyat.

 

Gelelim müziğe…  Müzik; “seslerin mimarisidir” derler. Zamanın ve mekânın bir mâkâm içinde erimesidir diyenler de olmuş müzik için. Edebiyatın, ritimle ve enstrümanlarla dansıdır diyenler de haksız sayılmazlar. Sözün ve ritmin; yine insan nefesi, dokunuşu, yâda vurması ile oluşan müzik eşliğinde, bir mâkâmla okunması tınının (sesin) şahikası sayılmıştır. Eyvallah, öyledir de…

 

Sufi geleneğimiz, ilk büyülü “tınının” âlem-i ervahtaki Rabbin aracısız hitabından neşet ettiğini, insan ruhunun bu âlemde de o sesin izini sürdüğünü, o sesi aradığını, müziğin buradan doğduğunu iddia ederler. Aslında tüm seslerde “bir sesi” arar insan. Müzik bu arayışın, hasretin, duyuşun, hissedişin serencamıdır derler.

 

“Ses işçiliğidir” Müzik…

 

***

 

İşte radyo, tamda bu iki sihirli “ruh şifası” kelime üzerinden akıyor hayatımıza… Müzik ve Edebiyat radyo mesafesinden tebessüm ediyor insanoğluna. Bu iki dünya artık bir radyo uzaklığında…

 

Radyo yayınlarında müziğin bu kadar etkin, edebiyatın da içeriklerde bu kadar içkin olmasının daha bir sürü sebebi ya da gerekçesi sayılabilir. Ancak radyo, duyuşumuzu, düşlerimize taşıyan, hayatı hayâl ederek yaşamamıza imkân sağlayan biricik mecra olmaya devam ediyor. Ürettiklerini bize sunarken, tükenmiyor, dinleyicide yeni çağrışımlara, hissedişlere, etkileşimlere kapı aralıyor.

 

Radyo hep olacak, zira söz bitmeyecek, sözün sonsuz çağrışımları, edebiyat olarak, yazım olarak, şiir olarak, beste olarak, güfte olarak, hep var var olacak.

Bu yazı toplam 3235 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0076
Güneydoğu Haber