Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Esra TALU
Esra TALU
esra@goglobaladvisory.com
Ruhunu Satmadan Varolma Sanatı

Geçen hafta yeni dönem dersimin video çekimleri vardı. Çok zorlandım çünkü normal şartlarda 14 haftada anlatacağım dersi 5 günde çektik. Bu hızlandırılmış tempoda en verimli ve yüksek performansı gösterme durumu bana birlikte çalıştığımız girişimcilerin şirketlerini ölçeklendirme esnasında yaşadıkları telaş, sıkıntı ve aslında çaresizliği hatırlattı.

 

Şöyle bir benzetme de yapabilirim; yaz tatilinde biriyle tanışıyorsunuz çok güzel vakit geçiriyorsunuz, her şey harika, adeta bir rüyadasınız. Ortam müthiş, beraberken rahat ve iyi hissediyorsunuz. Birbirinizle olan iletişiminiz samimi ve içten; zaten sizi en çok bu cezbediyor. Oh be sonunda hayal ettiğim gibi içime sinen birini buldum diyorsunuz. Bolca sohbet ediyorsunuz. Hayata dair. Kendinize ve hedeflerinize dair. Şanslı hissediyorsunuz. Tüm bunları konuşacak sizi dinleyen ve dahası anlayan birisi ile geçen saatler paha biçilmez. Keyfiniz o kadar yerinde ki dönmesem mi? Biraz daha kalsak mı? diye düşünüyorsunuz. Ama bir dolu sorumluluk sizi bekliyor. Nasıl olsa yine yaparız diye düşünüyorsunuz ve ilk fırsatta tekrarlamak üzere ayrılıyorsunuz. Sonra tatil bitiyor ve yoğun şehir temponuza geri dönüyorsunuz. İş, aile, sosyal hayat hepsini bir arada yürütmek için çabalıyorsunuz. Ama eksik bir şeyler var. Bir kere siz farklısınız, o farklı. Giyiminiz, kuşamınız, saçınız, duruşunuz, tarzınız, konuşmalarınız ve hatta beklentileriniz farklı. Bir şehirli hali gelmiş. Halbuki o küçük Ege kasabasında ne kadar farklıydınız. Ama artık bunları düşünecek vaktiniz yok. Hayat çok hızlı akıyor. Tıpkı bir girişimcinin hayatı gibi. O ilk günlerin üzerinden çok sular aktı. Değil geçmiş güzel günleri yad etmek birlikte yola çıktığınız ortaklarınızla iki çift havadan sudan laf etmeye vaktiniz yok artık. Zaten hevesiniz de yok. Girişiminizi kısa sürede 2, 3, 5 misli büyütmeniz gerek. Vakit dar. Yatırımcılarınıza kurumsallaşma sözü verdiniz. En kısa ve kestirme yola başvuruyorsunuz ve bütçenizin satın alabileceği en profesyonel adayları işe alıyorsunuz. Onlar da haliyle profesyonelliklerini yarıştırmaya başlıyorlar. Ayın profesyoneli panosu bile yapıyorsunuz. Her ay işe en erken gelen, en sistematik çalışan, en iyi rapor hazırlayan, en, en, enleri ödüllendiriyorsunuz. Ah tabi bir de size ve sizin fikirlerinize en iyi uyum sağlayanları özellikle destekliyorsunuz. Onlar da mutlular. Bu hızlı hatta bir miktar kontrolsuz değişim ve dönüşümün ufak ufak olumsuz geri dönüşleri bazı ortaklarınızı rahatsız ediyor. Ancak lider sizsiniz ve muhalif sesleri dinleyecek vaktiniz yok. Zaten kimseye de fazla söz hakkı vermek istemiyorsunuz. Artık profesyonel bir ekibiniz var. Paranız da var. Beğenmeyen gidebilir. Bunu da çok net ifade ediyorsunuz. Böylece fazlalık ve ayak bağı gördüğünüz herkesten kurtuluyorsunuz. Artık sadece siz ve kayıtsız şartsız size biad eden o müthiş 'profesyonel' ekibiniz var. Zaman geçiyor ekipler büyüyor ama varmak istediğiniz noktadan çok uzaksınız. Yatırımcılarınız sıkıştırıyor. Ve ve ve ... Peşpeşe bir dolu sıkıntı, endişe ve hayal kırıklıkları.

 

Hiç böyle bir durum yaşadınız mı bilmiyorum. Benim ise işim bu. Yani GoGlobal' de bu tür girişimler ile çalışıyoruz. Seri A'ya hızla koşan, tohum yatırımlarını almış girişimlerle çalışıyoruz. Çoğu zaman arap saçına dönmüş organizasyonları tek tek, tel ve tel ayırıyoruz ve sonra yeniden şekillenmelerine destek oluyoruz. İşe önce liderlerden, kuruculardan başlıyoruz. Zaten sorunların yüzde 50'si bu tarafı toparlamakla gideriliyor. Gerisi kolayca çözülüyor. Bizim GoGlobal portföyümüz dünyanın çeşitli ülkelerden vizyon sahibi girişimcilerin kurdukları girişimlerden oluşuyor. İlk toplantımızdan sonra hepsi büyük bir çoşku ile bizimle çalışmak istiyorlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü konunun profesyonel ya da kurumsallık ile alakalı olmadığını anlatıyoruz onlara. Konu odağımız ile alakalı. Çıkış noktamızdan sapmakla alakalı. Yeni katılan ekiplerin girişimin ruhunu, amacını ve hedeflerini kavrayamamaları ile ilgili. Ama en çokta herkesin büyümeye odaklanıp, para kazanmanın ikinci hatta sonuncu sıralara gerilemesi ile alakalı.

 

Dünyada başarılı girişimci dendiğinde en çok parayı şirketine yatırım olarak almayı becermiş girişimciler akla geliyor. İşin para kazanıp kazanmadığı uzunca bir süre kimsenin umrunda olmuyor. Hatta bir girişim para kazanmadığı halde, para kazanma potansiyeli göz önünde bulundurularak Seri A, B ya da C aşamasında fonların devreye girmesi durumunda en müthiş başarı olarak görülüyor. Durum böyle olunca bir çok girişimci ve yatırımcı hızlı ve kontrolsüz büyümenin içinde buluyor kendini. Dünyanın gelişmiş ekosistemlerine şuursuzca akan, bilinçsiz bir sermaye var. Çok büyük fonlar milyarca dolar yatırım yapıyorlar teknoloji girişimlerine. Bu girişimlerin ortak noktasına baktığınızda kısa sürelerde hedefledikleri pazarlarda monopolist bir kapsama alanları olacağı ön görülüyor. Bunun için neye ihtiyacınız var ? Hızlı büyüme = Çok para veya Çok para = Hızlı büyüme Denklem böyle olduğu sürece bazı girişimlerin bu pazarlara girme ya da rekabet şansları ne yazık ki hiç yok denecek kadar az. Çoğu daha pazara adım attıklarında monopol yapılar tarafından satın alınıyorlar.

 

Peki ne yapmak gerek? Ruhumuzu satmadan, girişimimizi daha ilk düzlükte gözden çıkarmadan, gelişmiş ekosistemlerde ve pazarlarda nasıl var olabiliriz? Ölçeklenmek illa ki yukarı doğru olmak zorunda değil. Derinlemesine de büyüyebiliriz. Yani değer önerimizi daha derinleştirmek de bir alternatif olabilir. Rakiplerimiz arasında kayıtsız şartsız en iyi hizmet veya ürünü sunmaya odaklanabiliriz. Böylece rakipsiz olabiliriz. Ve böylece en ucuz olmayız. Ve böylece daha hızlı para kazanır hale gelebiliriz. Bunun için de sayı olarak çok kalabalık ekipler yerine nitelik olarak kaliteli ekiplere ihtiyacımız olacaktır. Bana göre yalın her zaman en güzeldir. Sade her zaman en çekicidir. Ve en önemlisi ruh en değerli olandır.

 

Peki siz olsanız hangisini seçerdiniz ? Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

 

Sağlıkla, sevgiyle kalın.

 

P.S. Zorlandım ama yeni dönem dersimin video çekimleri çok keyifli geçti. Tüm ekibe buradan da gönülden teşekkür ederim.

Bu yazı toplam 213 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
AmdYazılım
Güneydoğu Haber