Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Dr. Onur YILMAZ
Dr. Onur YILMAZ
08 Aralık 2016 Perşembe 11:04
ÖZENGEÇLER (Başkalarının Hayatına Özenenler)

Özenmek fiilinin neleri kapsayacağı fazlasıyla kişisel bir konu.Aslında neleri kapsayacağından çok, özenmenin her bireydeki etkisini ve olası zararlarını belirleyen değişkenler,  duyguların ve davranışların ne kadarını kapsayacağıdır.

 

Şöyle ki; hepimizin içinde kötü olan taraflar var. O kötü çekirdek, bazen söz, bazen duygu, bazen davranış olarak kendini görünür kılabilir. Kötü deyince  şunlar akla gelebilir: hasetkar, düşmanca, kaypakça, vicdansız, acımasız, korkak…  Evet sürpriz değil, hepimiz duyguda, davranışta, sözde , kısacasıözde, zaman zaman kötüyüz.

 

O halde insanın kötüsünün ve iyisinin ayırımı muğlak bir sahaya denk gelmiş oluyor.Bu gibi durumlar için ‘spektrum’olarak bilinen bir kavram mevcut. Her biri bir önceki ve bir sonrakinden çok küçük farklılıklar içeren, ancak araları açıldıkça farkları da nicel ve nitel olarak büyüyen çok sayıda değişik olasılığı ve görünümü anlatmak için kullanılan bir sözcük bu.

 

Başkalarına özenme olgusunu bir spektrum üzerine yerleştirirsek, saf kötü olan uca yakın yerde haset duygusunu görürüz. Haset, kişinin ulaşmak isteyip de ulaşamadığı ama başkasının elde ettiği herhangi bir şey yüzünden onu elde eden kişiye öfkelenmesi, onun zarar görmesini ve elde ettiği şeyi kaybetmesini istemesidir.

 

Genel olarak kişi yaşamda bir davranışı sık tekrarlıyorsa, bu davranışın, kişi farkında olsa da olmasa da mutlaka bir işlevi ve yararı, yani aslında o kişiye yararlı gibi görünen bir tarafı vardır. Haseti sık yaşayan insandahasetin ne işe yaradığına bakarsak, aslında bu duygunun ne çok işlevi olduğunu da anlarız. Öncelikle, haset sayesinde rekabet ortamı oluşur ve rekabet, hasetkar insanın başarıya ulaşması için temel motivasyonlarından biridir (elbette rekabeti seven herkesin hasetkar olduğunu kast etmiyorum). Yani bu insan ancak haset edince canlanıyordur, ataletini kırıyordur, eyleme geçebiliyordur. Bu eylem çoğu zaman karşıdakini, yani haset ettiği kişi ya da kişileri ya kendi zihninde ya da gerçek yaşamda; çoğu zaman da her ikisinde zor durumlara düşürmeyi, engellemeyi, onlara zarar vermeyi içerir. Ama hasetkar kişi için zaten nihai hedef bu olduğundan, bu davranışını sürdürmesinin ona ne kadar iyi geldiği anlaşılabilir.

 

Başka bir ilginç olgu da, hasetkar insanın haset ettiği kişi ya da çevrelerden en sonunda bir reaksiyon gördüğü zamanki çıkarımlarıdır. Karşıdan tepki geldiğinde kendi içindeki haseti tanımak ve onunla yüzleşmek yerine, o kötü olan şeyin aslında karşısındakilerde olduğu inancını geliştirebilir. Yani, kendi elde edemediği şeyleri elde eden insanları kendine karşı kışkırtıp sonra aldığı tepki üzerine hem o insanları kötülemiş ve değersizleştirmiş olur hem de dolaylı yoldan bu değersiz insanların ulaştığı hedeflerin de aslında önemsiz olduğu sonucuna vararak bir anlamda, ulaşamadığı hedeften ötürü içinde oluşan yangına su serpmiş olur.

 

‘Kızlı erkekli oturmayın, gezmeyin, şarkı söylemeyin’güncel örneği hasetkarlığıntipik ifade biçimlerinden biridir.  Her insan gibi, diğer insanlarla bir ilişki ağı içerisinde olmayı derinden arzu etse de, içinde olduğu politik, ailevi, ideolojik düzenek nedeniyle bunu açığa vuramayan hasetkar, bunu özgürce deneyimleyebilen kişilere öfkesini ve dışlayıcı tutumunu yansıtır. Tabii ki, bunun karşılığını da o insanlardan değişken şekillerde görür. Ellerinde bira şişeleri ile sokakta ya da sosyal medyada ‘şerefine’ ile başlayan ve o hasetkarın ismiyle biten şarkılar söylenmesi gibi.  Ya da sevgililerin birbirine sarılmaları ve kendilerine dayatılan yasakçı tutuma boyun eğmeyeceklerini göstermeleri gibi.Hasetkara göre ise bu ahlaksızlar bira içmek, öpüşmek, sarılmak gibi eylemleri gerçekleştiriyorlarsa, bu eylemler hiç de özenilecek şeyler değil, tam tersine, karşı durulması gereken şeylerdir!

 

Başkalarının hayatına sıklıkla özenen ama hasetkar olmayan kişiler, özgüvensizlik ve yetersizlik duygularını baskın olarak yaşayanlardır genellikle. Böyle insanların özenmeye kapı aralayan temel düşünceleri şöyle özetlenebilir: Başkası ne yapıyorsa kalitelidir, doğrudur, ilgi çekicidir, gerçekçidir ve onlar bu eylemleri hep cesaretle ve zekice yapmışlardır.Çoğu zaman kendisinin de sıradanın üstünde gayretleri ve ortaya koyduğu şeyler olduğu halde o hep kaybedendir kendi gözünde. Buradaki vurgu rekabet üzerine değil,  ‘ben eksiğim, yetersizim, dolayısıyla benim yaptıklarım da her şartta eksik, yetersiz ve kötüdür’düşünceleri üzerinedir. Böyle düşüncelerin derininde yatansa ‘hayata kaybederek başladığına dair kuvvetli ve derin bir inanç’tır.

 

Bu kişiler kendilerinin başardığı şeyleri genelde tesadüf, şans eseri ya da sıradan olarak değerlendirirken özendikleri kişilerin başarılarını hep iyi planlanmış, zor koşullarda elde edilmiş, sıradışı şeyler olarak görürler. Ayrıca kendi eylemlerini kaçak, cesaretsiz, saklana gizlene, risk almadan yapılmış şeyler olarak görüp değersizleştirirler. Başkası ise cesaretlidir, risk almıştır, harbidir, zor koşullarda kendini var edebilmiştir, kaçmamıştır, elini taşın altına koymuştur.

 

Kıskanma ve imrenme de özenme ile ortak alanları ve birbirinin içine geçmişlikleri olan duygulardır.Derindeki ‘bende ondaki kadar iyisi yok’ inancı kıskançlık duygusunun marş motorudur. Ancak sağlıklı düzeydeki kıskançlıkta, kıskanılan kişinin kötülüğünü isteme durumuna pek rastlanmaz. Kendini onunla kıyaslayarak yetersiz görme ve bundan kaynaklanan üzüntü vardır.

 

Buradan hareketle kıskançlığın bir kıyas sonucu oluşan yetersizlik hissi nedeniyle en çok üzüntü duygusunu tetiklediğini, hasetin ise düşmanca bir tutum ile, esas olarak kaygı ve korku duygusunu barındırdığını söyleyebiliriz.

 

İmrenme, başkasının hayatına özenme spektrumunun çok daha naif bir alanına denk geliyor. İmrenme, öğrenmeye de bir kanal açabiliyor çoğunlukla.Sağlıklı düzeydeki imrenmenin, kıskançlık ve hasetten en temeldeki farkı, karşı tarafa yönelik düşmanca hisleri ve kendine yönelik değersizlik ve yetersizlik duygularını taşımıyor oluşudur. Ancak farklı farklı insanlara hemen her dönemde görece devamlılık gösteren bir imrenme hali, en azından kısmen edilgen olarak tanımlanabilecek bir varoluşu temsil eder.

 

 İmrenmenin kıskançlık ve haset ile belki de tek ortaklaşma sahası, bireyin kendi potansiyeline yeterince ulaşamadığı gerçeğidir.  Başkasına özenme halinin en merkezi yerinde duran da budur zaten: Kendi potansiyeline ulaşamamak, sahip olduğu potansiyeli gerçeğe çevirememek.

 

Kendi potansiyelini gerçekleştirmek için en azından başlangıçta zorlu bir sürecin kişiyi beklediği açıktır. Kendine özgü bir yolla bir şeyler üretmek, tabii ki daha zor ve zahmetli olanı tercih etmektir. Üretmek yerine, önceden üretilmiş, yani hazır olana hayranlıkla bakmak daha az yorucudur. Kişi, kendi kararı ve emeği ile başlayacağı bir üretim yolculuğunun sonunda neyle karşılaşacağını başta bilemez. Yani üretim süreci, açıktır ki başarısızlık ve hüsranla sonuçlanma riski de taşır.

 

Başarısızlığa ve hüsrana karşı çok kırılgan olan bireyler bir şeyler üretme, çabalama, kendini değiştirme ve dönüştürme sorumluluğunu almayı genelde istemezler.  Halbuki bir bebeğin yürümeyi öğrenme aşamasında kaç kez düştüğünden tutun da, yeni bir dil öğrenirken kaç kez yanlış cümleler kurulduğuna kadar çeşitlenen örnekler gösteriyor ki, aslında başarısız deneyimler oldukça sıktır ve böyle olması da normaldir.

 

Eğitimciliğini ve yaklaşımlarını çok beğendiğim değerli hocam psikiyatrist Prof. Dr. Doğan Şahin ‘in bir seminerde, depresyona girme oranı en az olan meslek grubunun ‘profesyonel sporcular’ olduğunu söylemişti. Bunun nedeni ile ilgili tahminlerimizi sorduğunda, katılımcılar çoğunlukla düzenli yaşam, düzenli uyku ve beslenme, adrenalinin düzenli salınımı gibi yanıtlar verdiler. Doğan hoca, gelen bütün yanıtların doğru olduğunu ama en büyük sebebin bu olmadığını söyledi. Ona göre esas sebep sporcuların küçüklükten itibaren ‘yenilmeyi öğreniyor’ olmasıydı. Profesyonel sporculuk yaşamının genelde çocukluk döneminde başlayan bir süreç olduğunu, bu dönemin de kişilik gelişimi açısından önemini hesaba katarsak, bu bireylerin ‘yenilmenin de normal bir yaşam deneyimi olduğunu’ , başarısız bir davranış ya da deneyimin hepten başarısız bir insan anlamına gelmediğini erken yaşta öğrenebileceklerini ve kişiliklerinin bu doğrultuda şekilleneceğini öngörebiliriz.

 

Kişi başarısızlıktan korkunca potansiyellerini deneyime çeviremiyor. Böyle olunca da başkalarının deneyimlerine, özellikle de başarılı deneyimlerine bakıp sanki kendisinden başka herkes hep başarılı sonuçlar elde ediyor gibi bir yanılgıya kapılıyor. Oysa başarılı deneyimleri bir buzdağına benzetebiliriz. Görünen kısımda başarılı sonuç, takdir, prestij varken; görünmeyen kısımda başarısız denemeler, hüsran, vazgeçme eşiğine gelip, hatta bazen vazgeçip tekrar başlama, önemsenmeme, küçümsenme gibi zorlayıcı yaşam olayları vardır.

 

Başkalarının yaşamına özenmenin görülme sıklığının kültürler arasında çok da farklı olmadığını bize gösteren eski bir Amerikan deyişi vardır: ‘‘Grass is alwaysgreener on theotherside’’. Yani, ‘’yan bahçedeki çimenler bizdekine göre her zaman daha yeşildir’’

 

İnsanın en iyi dostu kendisidir, en çok da kendini gerçekleştirmek için emek sarf etmesi gerekir. Yaşam hepimiz için çok çeşitli potansiyelleri içinde bulundurur. İnsan olarak, bu potansiyeller arasında seçim yapmak, yaptığımız seçimin sorumluluğunu almak ve gereği neyse onun için çabalamak durumundayız. Üstelik bu aslında hiç de korkutucu ya da olanaksız bir süreç değildir.Her insanın diğer insanların çoğundan daha iyi yapabileceği bir şeyler olduğuna inanıyorum.

 

Kendi varlığına saygı ve sevgi ile yaklaşıp onu besleyebilecek yakınlığı gösteren herkes, kendisine gerçekten ait olan yola girebilecek ve doyumlu bir hayat yaşama olanağını artıracaktır. Diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmenin tek yolu da önce kendini sağlıklı hale getirebilmekten geçer.

Bu yazı toplam 19968 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Yazarın Diğer yazıları
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0090
Güneydoğu Haber