Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  18 Punto16 Punto14 Punto12 Punto
Dr. Onur YILMAZ
Dr. Onur YILMAZ
DÖNÜŞEN NORMAL

6 Şubat 2023 sabahına karşı yaşanan deprem ve ne yazık ki halen süren direkt ve/veya dolaylı olumsuz etkileri için en öncelikle şunu belirtmek isterim: depreme kendisi ya da yakını maruz kalmış olsa da olmasa da; yaşadığı kaybın ve zorluğun düzeyi ne olursa olsun, bolca sabır ve dayanma gücü diliyorum herkese. Ondan sonraki dileğim ise, depremle birlikte yaşamımıza dahil olan her şeyi, görebildiğimiz ve uzanabileceğimiz ölçüde ve mümkün olan en yüksek samimiyet düzeyiyle masaya koyup, bunların bize sunduğu davetlere kulak kabartabilmemiz olur.

 

Z kuşağı olarak da bilinen genç insanlarımızdan başlayayım. Dünyadan, ülkeden, değerlerden ümitsiz, hatta fazlaca benmerkezcil olmakla etiketlenmişlerdi. Ülkede birçok yerde olduğuna benzer şekilde, İstanbul Kadıköy'de yaşananı aktarayım: depremi takip eden gün içinde yapılan organizasyonla Kadıköy belediyesi evlendirme dairesi binasında oluşturulan yardım toplama merkezine binlercesi geldi. Öyle ki, İstanbul'da havanın bu yıl en soğuk olduğu günlerin gece saatlerinde, sayıları gün içindekinden de fazla olacak şekilde malzeme taşıdılar, kolileme yaptılar, tırlara yüklediler. Elbette bu gayretleri gösterenlerin yanında, enkaz altında kalanları arayarak dalga geçeninden tutun depremden zarar görenlere din, milliyet, yaşam tarzı vb üzerinden kötülemeler ve ayrımcılıklarla yaklaşan da vardı.

 

İşletmelerden bahsedelim mesela. Deprem bölgesindeki bir akrabamın bizzat yaşadığı deneyimden aktarayım: Mümkün olan en yakın zamanda çadır kurup depremden etkilenenlerin insanca koşullarda barınmalarına yardımcı olabilmek için, kendisi ve/veya yakınlarının muhtemelen depremden olumsuz etkilenmiş olmasına aldırmaksızın gelen belediye görevlilerinin samimi ve etkin çabaları vardı. O çadır bölgesindeki insani yardıma bir yerinden dahil olabilmek için inisiyatif alan yüzlerce işletmeyi temsilen bir örnek olarak da, tanık olunan şu olayı anlatayım: bir tır içinde çok sayıda çalışanı ile birlikte pizza gönderen ve çadırlara tek tek, üstelik bol miktarda pizza dağıtan pizzacı vardı. Küçük ve orta ölçekli binlerce işletme, kurumsal kimlikleriyle elinden ne geliyorsa yapmaya gayret ederken fırsatçılık yapıp yiyecek, içecek, akaryakıt vb ücretlerini artırmayı seçenler de vardı.

 

Yardım edenlere yardım etmeyi seçenler vardı örnek olarak. Yardım tırlarına yol açmak için iki yana doğru çekilip yolun ortasını açık bırakan araç şoförleri, itfaiyenin müdahalesini kolaylaştırmak için onlara alan açmaya çalışan insanlar? Kendi fiziki katkısının yanında, yardım kuruluşlarına para, yiyecek, giyecek, ihtiyaç malzemesi ile destek olan vardı, yardım kuruluşuna parayla çadır satan ve bundan zerre pişmanlık duyduğuna dair bir belirti vermeyen de vardı apaçık.

 

Depreme yakalanıp sağ ve sağlıklı kalanlar içinde kentlerden ayrılmayıp, her an yeni bir depremde zarar görme olasılığını bildiği halde ve muhtemelen ruhsal durumu epeyce sıkıntılı olsa da, zor durumdaki diğer insanlara yardım etmeye çalışan ve çağıran vardı. Bizzat depremin içindeyken 'gitmeyen'ler yanında, depremi takip eden en kritik ilk saatlerde 'yapılamayan ya da yapılmayan'lar vardı.

 

Burada yaşananların daha dokunaklı, daha insanca biçimde anlaşılabilmesi ve kapsanabilmesi için edebiyatın ve sanatın insan acılarını dönüştürebilme gücü ve yetkinliğine çok ihtiyaç olacak yakın ve uzak gelecekte. Bu sayede, burada küçük bir kesitini verebildiğim sayısız insan deneyimleri sahneye, kitaplara, sergilere, temsillere konu olacak ve o zaman gerçek anlamda neyin içinden geçtiğimize dair ayağı yere sağlam basan fikirlerimiz olacak.

 

Tam olarak da buradan sonra hareket etmek istediğim yer, 'normalleşme' kavramı. Deprem gibi travmatik olayların üzerinden belirli bir zaman geçtikten itibaren en fazla ortaya getirilen kavramlardan biridir. Hatta ruh sağlığı profesyonellerinin de travmaya yönelik ruhsal müdahaleler kapsamında en öncelikli olarak gözettikleri faktörlerden biri, travmayı yaşayan insanların yaşamkoşullarının travmadan önceki hallerine en yakın hale en erken uygun zamanda getirilebilmesidir. Travmaya bağlı bir ruhsal hastalık gelişmesinden koruyucu etkenlerden biri, kişinin öncelikle güvenli ve sürdürülebilir yaşam koşullarına, sonra da alışageldiği yaşam standartlarına kavuşabilmesidir elbette (travmatik olaylardan sonra ruh sağlığının korunması için yapılması/yapılmaması gerekenler konusunu, takip eden yazıda ele alacağım). Böyle olayların insanlık geneline ve içinde yaşanan zamanın ruhuna neler ekleyebileceğine baktığımızda ise,'dönüşen normaller' kavramına değinmek gerekir.

 

Herhangi bir olgunun dönüşmesi ile değişmesi her ne kadar kategorik olarak benzer görünse de ilkesel olarak farklıdır. Değişim bir tür farklılaşmayı, başkalaşmayı işaret ederken dönüşüm ise' kapsayıp aşma' süreci olarak anlaşılabilir. Yani, öncesinde olan bitenleri dışlamadan sistem içine dahil edip, güncel olguların etkisiyle ona çeşitli dokunuşlar yapmak; içinde yaşanan zamanın ve toplumun mayasından geçirmek olarak özetlenebilir. Kendisini fiziksel ve mental konfor alanında konumlandırmaya dair bir eğilim tüm insanlarda elbette değişken derecelerde de olsa vardır. Bununla birlikte konfor alanında kalıp ihtimaller alanına ziyaretler yapmamak, kişiyi bir tür anlamsızlık hissiyatının içinde bırakmaya gebe bir durumdur. Çünkü gerçekte biyolojik, düşünsel, duygusal ve tinsel boyutları ile insan her daim dönüşen bir varlık olmasının yanında, fiziki çevre ile beraber tüzel kişilik olarak insanlık ailesi de bu dönüşümden her daim kendine düşen payı almaktadır. Belirli bir dereceye kadar kendini gizleyebilse de dönüşümlerin kendini açık etme olasılığının en çok arttığı zamanlardan biri, geniş insan topluluklarını etkileyen travmalardır.

 

Örnek olarak bu depremden sonra ülkemizde artık inşaat süreçleri (başlangıcından tutun tamamlanmasına kadar her adım) pratik olarak dönüşmüştür desek haksız olmayacağız. Uygulamada ne kadar karşılığını bulur bilemem elbette ancak artık ev yapmak, satmak ya da almak isteyen insanların çoğunun gündeminde deprem riski daha fazlasıyla ve daha belirleyici biçimde yer alacaktır.

 

'İnsanın insana yakınlığı' ve 'insana hizmet' kavramları da artık sadece biyolojik akrabalık ya da coğrafi/kültürel ortaklık tekellerinden ötede algılanmaya daha hazır hale gelmiştir. En yakın akrabaların dahi yardıma gelemediği koşullarda, bazılarının daha adını duyduğunda dahi öfkelenebildiği yabancı ülkelerden gelen binlerce gönüllünün depremzedelerin yaşamlarına tam da kalbinden dokunmaları, insan insana kurulan irtibatları aile, cinsiyet, milliyet, din, ırk farklılıkların tekelinden çıkarmaya ve tüm insanlık dairesini potansiyel 'yakınlar' olarak kabul edebilmeye bir davetiye sunmuştur bile çoktan.

 

İnsanlığın böyle örseleyici deneyimlerden geçtiği hallerde, muhatabının kim olduğunu ayırt etmeksizin, bırakın kendi konforunu, kendi yaşamını dahi riske atmak pahasına yardıma koşanların oluşturduğu etki, insanların 'farklılıklarıyla bir aradalığının' ne kadar kıymetli olduğunun, hatta bunun aslında insan olgusunun en önde gelen gerçekliklerinden birisi olduğunun açık kanıtıdır. Tarihten etkisi silinmesi mümkün olamayacak bu tarzda deneyimler, insanların farklılıklarını 'cem etmeye', yani merak edip kapsamaya oluşturduğu bu çok değerli davetiyle, artık insan farklılıklarını bir düşmanlığın ve ötekileştirmenin gerekçesi olarak gören bakış açılarına yönelik soru işaretlerini artıracaklardır. Buradan hareketle, kendi varlığını ancak insanların birbirine mesafelenmesine ve insanlar arası kavgaya borçlu olan fikirler, topluluklar ve her türden yapılanma, eskisi kadar kolay ve fazla taraftar bulamayacaklardır.

 

Her yaşam deneyimi, yüz güldürücü olanlar kadar iç sızlatanlar da dahil olmak üzere, her bir insana ve toplu olarak insanlık ailesine sunulmuş 'dönüşüm davetleri' gözüyle de algılanabilir. Sonraki yazıda, travmadan en azından ruhsal anlamda ciddi bir biçimde olumsuz etkilenmemek adına neler yapılabileceğini anlatmaya çalışırken kendi çapımda sizlere sunmaya çalışacağım davetin ipucunu da yazarak bitireyim: insanları travmaların ruhsal anlamda yıkıcı etkilerinden korumak ya da bu etkileroluşmuşsa dahi en azından şiddetini azaltabilmek için profesyonel ruh sağlığı çalışanı olmanız şart değildir!

 

Selamlar, sevgiler olsun.

Doç. Dr. Onur Yılmaz

Psikiyatrist-Psikoterapist

 

Bu yazı toplam 1518 defa okunmuştur.  
Kalan Karekter Sayısı : 500
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
AmdYazılım
Güneydoğu Haber