Çok Okunanlar
Karakter boyutu :  20 Punto18 Punto16 Punto14 Punto
Peygamberimizin vefatına dair bir sır
09 Haziran 2010 / 09:19
Peygamberimizin vefatına dair bir sır
Peygamberimiz 8 Haziran 632'de vefat etti. 1378 sene önce bugün, 9 Haziran'da toprağa verildi. Son nefesini özellikle eşlerinden birinin yanında vermek istemişti
Peygamberimiz 8 Haziran 632'de vefat etti. 1378 sene önce bugün, 9 Haziran'da toprağa verildi. Son nefesini özellikle eşlerinden birinin yanında vermek istemişti. Bunun hikmetine siyer yazarları şöyle dikkat çekti:

Bugün sizlere, ilk okuduğumda oldukça şaşırdığım ve 7 aydır bugün için yazmak üzere beklettiğim tarihi bir ayrıntıdan söz edeceğim. Neden bugün sorusunun cevabı ise gayet basit...

Peygamber Efendimiz (sav) 8 Haziran 632 tarihinde vefat etti. 9 Haziran 632 Salı günü, yani bundan tam 1378 sene önce bugün, vefat ettiği odaya defnedildi. Yani miladi takvim olarak Peygamber Efendimizin vefat yıldönümünü idrak ediyoruz.

Vefatının son günlerinde sağlık durumu ağırlaştı. Şiddetli başağrısı çekiyordu. O gün, Resulullahın nikâhı ile şereflenen son hanımı olan, eşleri arasında da en son vefat eden Hz. Meymune Validemizin odasındaydı.

Bir ara hastalığının şiddeti ile bayıldı. Bir müddet sonra kendine geldiğinde, “Ben yarın nerdeyim” diye sordu. Durumu ağır olduğu için o sırada diğer eşleri de Hz. Meymune Validemizin odasındaydılar ve sağlığına kavuşması için dua ediyorlardı. Peygamber Efendimizin sorusu üzerine, Meymune Validemiz yarın hangi eşinde olacağını söyledi. Bunun üzerine “Yarından sonra” diye tekrar sordu.

Bu ikinci soru üzerine Peygamber Efendimizin eşleri birden birbirine baktılar. Hz. Aişe Validemizin ayrı bir yeri olduğunu ve O'nu çok sevdiğini biliyorlardı. Anladılar ki, sıranın hangi gün Hz. Aişe Validemizde olacağını öğreninceye kadar bu sorular devam edecek. Sonra hepbir ağızdan, “Ya Rasülallah, sağlığınıza kavuşuncaya kadar, biz sıramızı Aişe'ye verdik” dediler.

İşte tam bu noktada akıllara, “neden Hz. Aişe Validemiz” sorusu gelebilir. Yazıya başlık olan sır da tam da bu noktada gizli.

İngiliz asıllı Müslüman yazar Martin Lings (Ebubekir Siraceddin), Pakistan devletince her yıl verilen “Siret Ödülü”nü kazanan ve birçok dile çevrilen “Hz. Muhammed'in Hayatı” isimli kitabında bu konuda ilginç bir ayrıntı verir.

Vahiy meleği Hz. Cebrail'in, eğer o sırada Peygamber Efendimiz hane-i saadetlerinde (yani evinde) ise, sadece eşi Hz. Aişe'nin yanında iken vahiy getirdiğini yazar. Yani vahyin, Peygamber Efendimiz o sırada eşlerinden birinin yanında ise, sadece Hz. Aişe'nin yanında iken geldiğini anlatır. Peygamber Efendimiz o sırada diğer eşlerinden birinin odasında ise, Hz Cebrail'in vahiy getirmek amacıyla teşrif etmediğinin altını çizer. Bu konuya çeşitli kitaplarda da temas edilmektedir. Sayın Fethullah Gülen'in sohbetlerinden birinde de bu ayrıntıya kısaca yer verilmektedir.

Herşeyin doğrusunu ve gerçek hikmetini sadece Allah bilir. Neden sadece Hz. Aişe Validemizin odasında iken... sorusuna cevap olabilecek ayrıntıya yazıyı uzatmamak için girmek istemiyorum. Konu hakkında ciddi malumat sahibi olmayanların ve siyer konusunda vukufiyeti bulunmayanların ulu orta yorum yapmamalarını öneririm. Şu kadarını söylemek isterim ki, konunun çok hoş, çok anlamlı, insan ilişkileri açısından çok değerli, maddi ve manevi iletişim açısından üzerinde durulması gereken boyutları var.

Son tavsiyeleri...

Peygamber Efendimiz (sav) 1378 sene önce, 8 Haziran 632 tarihinde vefat etti, 9 Haziran'da defnedildi. Yani miladi takvim olarak Peygamber Efendimizin vefat yıldönümünü idrak ediyoruz. Bu vesile ile hazır konu açılmışken, Hazreti Peygamber'in vefat etmeden önceki son anlarına ve son mesajlarına kısaca temas etmek yararlı olur.

Vefatından bir gün önceydi. Herkes Peygamber Efendimizin sağlığına biran önce kavuşması beklentisindeydi. O gün durumu önceki güne göre daha iyi görünüyordu. Mescide çıktı, “Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın” dediğinde, orada bulunan sahabelerden biri; “evet, benim bir alacağım var. Bir gün kırbacınızın ucu o sıra açık olan sırtıma değmişti de, canım yanmıştı” dedi. Hz. Peygamber hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını döndü ve 'vur' dedi. Herkes şaşkındı. O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü Hz. Peygamber'in mübarek sırtına sürdü, doyasıya öptü. Ardından da, “teninizin değdiği yerleri cehennem ateşinin yakmayacağını bildiğimden, mübarek bedeninize dokunabilmek için mahsus böyle söyledim” dedi. Hz. Peygamber bu davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Vefatına yakın çok sevdiği kızı Hz. Fatma'yı yanına çağırdı ve kulağına bir şeyler söyledi. Hz. Fatma'nın önce üzüldüğü sonra sevindiği görüldü. Hikmeti sorulduğunda; “Babam bana yakında öleceğini söyleyince çok üzüldüm. Fakat benim yanıma ilk sen geleceksin dediğinde ise sevindim” cevabı verdi. Nitekim 6 ay sonra aileden ilk O vefat etti.

Peygamber Efendimiz vefat etmeden az önce eşi Hz. Ayşe'nin dizine uzandı ve mübarek başını Hz. Ayşe'nin çenesi ile göğsü arasına yasladı. Misvak istedi. Takatsiz olmasına rağmen, zaten inci tanesi gibi olan dişlerini temizledi. Rabbi'nin huzuruna tertemiz gitmek istiyordu.

Son sözleri olarak; Namaza dikkat edilmesini, kadın haklarının korunmasını, idare altındakilere iyi muamele edilmesini, emanetlerin yerlerine ulaştırılmasını istedi." (Câmiü's-Sağîr, c.3, s.188/3190) İnsanlık sırf bu öğütlere kulak verse, daha yaşanılabilir bir dünya oluşturmak işten bile değildir.

Peygamber Efendimizin, son nefesini neden Hz. Aişe validemizin odasında vermek istediğini anlamamıza yardımcı olacak hadiselerden biri şu şekilde gerçekleşti.

Bir ara Hz. Aişe validemizin odasının kapısı çaldı. Gelen Hz. Cebrail'di. Selam verdi. Peygamberlik görevinin sona erdiğini söyledi. Ardından, kapıda bekleyen bir misafir daha olduğunu ve eğer izin verirse ancak içeri girebileceğini söyledi. Hz. Peygamber “o kim?” diye sordu. Hz. Cebrail, “ölüm meleği Hz. Azrail” dedi. Hz. Peygamber, “gelebilir, ben hazırım” cevabı verdi.

Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta" gittiğini söyleyerek ruhunu teslim etti. Hz. Ayşe seslendi, cevap alamadı. Hz. Peygamber'in mübarek gözünden bir damla yaşın yanağına süzüldüğünü gördü.

Bilemiyoruz Hz. Peygamber niçin ağlıyordu. Ayrıldığı dost ve arkadaşlarının hasretine mi, yoksa Müslümanların geride bıraktığı emanete yeterince sahip çıkamayacakları endişesiyle mi?

Rabbim şefaatlerine nail eylesin ve bizleri kendisine layık ümmet kılsın.

Büyük Gün'de buluşmak üzere.

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7
www.osmanozsoy.com.tr

Bu haber toplam 491 defa okunmuştur
Kalan Karekter Sayısı : 500
Güncel  => Diğer Haberler
Sitemizdeki yazı ve resimlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. -0.0039
Güneydoğu Haber