Dr. Onur YILMAZ
SAĞLIKTA ŞİDDET-3
Psikoterapi eğitimlerinden biri sırasında psikiyatri camiası içinde bir hayli popüler olan bir hocamızla, hastaların tedaviyi zorlaştıran davranışları konusunu konuşuyorduk. Eğitim gören grup içinden bir arkadaş, hasta verilen tavsiyeye uymayınca ne yapacağını bilemediğini söyledi. Hocamız, "niye kızmadın?" dedi. Arkadaşda, "kızarsam üzülür, terapiyi yarım bırakır" diye yanıt verdi. Hocanın o zamanki çıkışını hala unutamam: "Arkadaşlar bakın, bence doğrusu şöyle olmalı: hasta bize gelip "hocam çok kötü durumdayım, lütfen bana yardım edin" diyecek, biz de "bakarız" diyeceğiz"…
Yine kendi camiamdan bir başka popüler hocamızda, hastaların da kabul etmesi koşuluyla, onunla birlikte hasta görmeme izin vereceğini söylemişti. Türkiye"de kendi alanında öncü ve yetkin bir isim olması, benim de süpervizörüm olması nedeniyle zaten böyle bir şeyi iple çekiyorken, kendisi teklif edince çok mutlu olmuştum. Muayenehanesine gittim bir gün iş yerimden izin alarak. Sabah 11:00 de oradaydım. Sekreter, 11:00 hastasını beraber görmemin mümkün olup olmadığını hocaya sordu telefonla. Hocadan olumsuz yanıt geldi. Beklemeye başladım. Tanınan ve çok önerilen bir terapist olduğu ve muayenehanesi de İstanbul"un en zengin semtlerinden birinde olduğu için, zengin ve ünlü hastaları çoktu. Üç hasta girdi içeriye, hepsi birer saat kaldı. Bir tanesini televizyon dizilerinden, bir başkasını siyasi alandan tanıyordum. Üçüncüsü de muayenehanedeki bekleme salonunda cep telefonu ile yüksek sesle konuşarak karşıdakine yüzbin dolarlı rakamlardan bahsediyordu. O da içeriye girip, ben yine davet edilmedikten sonra, son bir hasta için daha bekleyeyim diye düşündüm. Dördüncü hasta, daha sade giyimli, sakin biriydi. O girdikten iki dakika sonra bende çağrıldım. Görüşmeye eşlik ettim. Hakkını yemeyeyim, hoca, kendisine duyulan güvenin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu bana bütün görüşmedeki sabrı, ustalığı ve zekice müdahaleleri ile. Ama, görüşmenin sonuna doğru, hasta, seans ücretlerini biraz azaltıp azaltamayacağını sorduğunda, hoca, "bundan sonra Onur beyle devam edin isterseniz. Hem kendisi kamu hastanesinde çalışıyor, ilaç vermek gerekirsede cebinizden ödememiş olursunuz" dedi. Hocanın birikimine ve yetkinliğine hala büyük saygı duyuyorum. Ama o zamana kadar duyduklarım ve bizzat yaşadığım o olaydan sonra, uzun süre seans ücretlerini eksiksiz veremeyecek birinin rahatlıkla terapisinin sonlandırılacağını anladığım için, hocaya hasta yönlendirmekte artık çok daha çekimser davranıyorum.
Zamanında sayıları azken ve her yerde bulunmuyorken, doktorların bir kısmının halka yönelik külhanbeyi tavırları hiç unutulmadı. Yapılan hiçbir şey yapıldığı yerde kalmaz zaten. Mutlaka, göle atılan taş misali etkileri yayılarak devam etti. Özellikle eski doktorların bu tavırları karşısında halk çoğu zaman "çaresizlik" ve "alternatifsizlik" ten susuyor ve olan biteni sineye çekiyordu. Bende çocukluğumda bu keyfiyetin mağdurlarından biri olduğumu, iki gün önceki yazımda yazmıştım zaten.
Devlet hastanesi doktorlarının mesaide olmaları gereken saatlerde muayenehanede olduklarını, hatta muayenehanede devlet hastanesine ait tetkik isteme evraklarını bulundurduklarını; Hastanede gördükleri hastayı birkaç cümlelik bir süre dinledikten sonra hiç yorum yapmadan "muayenehaneme gel" dediklerini, gelemeyecek durumda olanlar için de hemen reçete kağıdı doldurmaya başladıklarını fazla fazla tecrübe etmiştik zaten. Bunları daha ziyade yaşlı hekimler alışkanlık haline getirmişti.
Şimdiki nesilde epeyce azalan bu tutumlara rağmen neden eskilere şiddet uygulanmıyordu da şimdikiler her gün sağ çıkıp çıkamayacaklarından bile emin olamayarak mesaiye gidiyor, bu işte bir terslik yok mu? Açıklaması basit aslında. Dün yazdığım gibi; hükümetin en tepesinden tutun da sağlık bakanına, valisine, emniyet müdürüne, kaymakamına kadar hemen tüm bürokrat sınıfları bir yandan; Medyada başka bir yandan sürekli hekimleri hem hedef hem de zayıf gösteriyor. Böylece eskiden kendilerini "ulaşılamaz" olarak bir uçta konumlayan bir kısım hekimin yüzünden biriken ama saklı kalan öfke, şimdi yukarıda saydıklarımın yönlendirmesiyle "istendiği gün ve saat ulaşılabilir ve her şey yapılabilir" kabul edilen hekimlere daha rahat yöneliyor.
Bir başka sebep de hekim sayısının artmış olması. Eskiden bir çocuk psikiyatrisi uzmanı mesela, sadece üç beş büyük kentin merkezlerinde bulunabiliyorken ya da endoskopi işlemini sadece büyük üniversitelerin ünitelerinde yapabilen az sayıda hekim mevcutken, şimdi bu hizmetlere ülke genelinde hemen her yerde ulaşmak mümkün. Hemen her yerde ulaşılabilen bakkallara millet hangi muameleyi yapıyorsa, hekimlere de aynısını yapmak istiyor artık. Yani, "ulaşılamaz, dokunulamaz" konumundan "yedi gün yirmi dört saat ulaşılabilen, nasıl canı isteniyorsa öyle konuşulan, küfredilen, saldırılan, öldürülen" konumuna indiler. Yok mu bunun bir ortası, makbulü?
Sağlıkta dönüşüm adı altında uygulanan ve "sağlığı bir devlet hizmeti olmaktan çıkarıp , devletin gelir kalemlerinden birine dönüştüren sistem"e yönelik tüm eleştiriler çarkın başındakilere olmamalı elbet. Bu sistemin içinde güya mağdur olmamak adına kendi gemisini yürütmeye çalışan doktorların da kabahati büyük. "Performans puanı artmazsa az maaş almak ya da işsiz kalmak korkusunu" öne sürerek gereğinden çok hastaya gereğinden fazla tetkik isteyen; ameliyat gerekmeyen hastaları ameliyat eden; yapmadığı işlemleri yapmış gibi göstererek daha fazla "puan yapmaya" çalışan doktorları eleştirdiğimde karşılaştığım savunmalar hiç şaşırtmıyor beni. "Yapmazsak hakkımızı alamayız, başkaları neler neler yapıyor!..." Yine aynı yere geldik bakın. Her şeye rağmen kendini haklı çıkarma alışkanlığına. Ha birde, eğitim ve öğretimin birbirine ne kadar uzak iki kavram oldukları gerçeğine tabii!...
Her şeye rağmen çoğunluğu fedakarca çalışan; medyanın ve yöneticilerin abarttığı kadar para falan da kazanmayan, sağlık sermayesine köle gibi çalıştırılmaya da haklı olarak karşı çıkan tüm meslektaşlarıma sabırlar diliyorum. Sağlıkta şiddetin sona ermemesi ve bugünkü gibi , konu her açılmak istendiğinde, devlete tıkır tıkır para getirecek olan bu sistemin ortadan kalkmasın ya da zarar görmesin de başındakiler testiyi doldurmaya devam etsin diye üstü kapatılmak istenmesini anlayışla karşılayamayız.
Dr.Ersin Arslan kardeşimizin katledilişini bize ve size "her yerde bulunabilen bazı psikopatların yaptığı münferit olaylardan biri" diye basitleştirerek anlatmaya ve böylece bu sistemin işleyişinin aynı tehdit ve baskılar altında da olsa, daha fazla para adına devam etmesini sağlamaya çalışanlar bunu fark ettiğimizi biliyorlar. Siz de daha geç olmadan fark edin lütfen. Yoksa, çok yakın bir gelecekte Michael Moore"un bir belgeselindeki gibi, elinizde küçük bir kesik olduğunda hastaneye gidip dünya kadar paranız elinizden alınmasın diye eve cerrahi dikiş malzemesi alıp steril olmayan koşullarda kendi dikişinizi kendiniz atmak zorunda kalabilirsiniz!...
Dr.Onur Yılmaz
Psikiyatrist
e-posta: honour_dr@yahoo.com